Kulak Misafiri

Sabah vakitleri …

İşe gitmeden kendime ayırdığım zaman dilimleri. Herhangi bir mekanı, kitaba, yazıya odaklanmak için seçiyorum. Genelde bu anlarda nedenini anlayamadığım bir mutluluk duyarım. Yine öyleydi, bir hafta önce aldığım kitaba en nihayet sıra gelmişti. Garsona sade Türk kahvemi söyleyip, kitabımı açıyorum. İçeriye giren 40 yaşlarındaki çift yan masama oturuyorlar.O sırada henüz, okuduklarımı boşa okumuş olacağımı fark etmeme sebep olacaklarını bilmeden onlara bakıyorum. Aslında sıradan bir çift, fakat adamın masanın altında sallanan bacağı, hadi bize bak sinyali veriyormuşçasına, hareket ediyor.Gözüm durmadan bacağına takılıyor. Durmuyor, bu sırada siparişler veriliyor, masa donatılıyor, bacak durmuyor. Seslerini merak ediyorum ama yarım saat geçmesine rağmen sesleri çıkmıyor. Kahvaltı büyük bir iştahla yeniyor,telefonlara bakılıyor ama ikisi aradında geçen bir dialogu duyamıyorum. Kafamda ilişkilerdeki iletişimsizlikler ile ilgili onlarca soru geçerken…

Kadın, en nihayet başını telefondan kaldırıp karşısında duran erkeğe bakıyor. Adam farkında değil, ya da farkında değilmiş gibi mahsus yapıyor,emin değilim. 5 dakikalık tek taraflı bakışmadan sonra bomba geliyor.

Serhan, ben ayrılmak istiyorum.

Yan gözlerle onlara bakıyorum,yanlış mı duydum diye kendimi sorguluyorum. Kocaman bir kelime bu, benim içimde bile onlarca duygu oluşturmuşken, adam hala yemeğe devam ediyordu. Sanki karşısındaki ne demiş gibi desem, yok hiçbir cümle bu kadar ilgisizliği hak etmezdi.

Serhann

Efendim

Duymadın mı beni?

Duydum, saçmalamaya başladın yine ne yapayım? Pazar günümü bu saçmalıklarla devam ettiremem. Kahvaltın bittiyse gidelim.

Ben mutsuzum.

Ali ile maçım var, geç kaldım zaten.

Eliyle garsona hesap işareti yapıyor.

Kadın birşeyler diyor, adam hesabı ödüyor …

Hadi ya, takılma böyle şeylere diyor. Her evlilikte olur böyle şeyler, ama sen her konuyu böyle uzatırsan, olacağı bu.

Kadın gülüyor, sanki bu sözü beklermiş gibi.

Aldığı cevap neydi ki , gülümsedi?

Arkalarından bakıyorum.

Düşünecek çok şeyi bana bırakarak uzaklaşıyorlar.

Nasıl bu hale geliyorduk? Konuşmakta, birbirimize kendimizi ifade edemeyecek, ya da vakit veremeyecek kadar?

İşin en kötüsü, içinde bulunduğumuz mutsuzluğa bile tuhaf bir bağımlılık hali geliştirmiş olmamızdı. Çabasızlık halinde, olana razı yaşamlar…

Olana razı olmak korkularından kaynaklanmışsa farket. Bu korkular ile yaşamda coşku yan yana yürümez. İlişkin için ya çaba göstermelisin, ya da cesaret… Mutsuzluğa tutsak olmadan, kararla bir yol seçmeli, arada kalmadan yollardan birine sapmalısın. Her iki seçiminde bu halde yaşamaktan daha iyi olduğu kesin. Karşındaki seçimin ise emeğini ver, sevgini ver, hamlelere gerek duymadan. Yok herşeye rağmen, bitti diyorsan, o zamanda bitirme cesareti göster.

Seçim yaptığın takdirde…

Ya kazanacaksın, ya kazanacaksın.

Çünkü yaşam cesurları sever. Her koşulda kendin için bir adım atmış olacaksın.

Önümdeki açık kitaba bakıyorum.

Sayfa 42 .

Nasıl buraya geldiğime hayretle bakıp, sayfaları başa döndürüp yeniden başlıyorum.

Leave a reply